5 Eylül 2011 Pazartesi

Yolcunun Siyah Bavulu


ey allahım bir gidip bir geliyor aklım
şimdi nerdeydi, şimdi nerdeydi,

taşın sabrı suyun ruhuyla büyüttün beni
bundandır her gittimğimde aklımda kalmak fikri

geçtim hepsinden, öyle hünerle
ki yaşadığımı sanıyorlar hala

anladım mana yok acıdan başka
akşamın kör karanlığı vursun alnıma

her zamanki gibi
her zamanki gibi


'Eğer o ekmek  elimde olmasaydı ;gidebilirdim...' cümlesiyle
başlayacaktım anlatmaya uzun uzun.
Bir anlık gafletle Birhan Keskin şiirlerine takılınca gözüm;öykümden bana bir cümle kaldı...

E haydi bakalım dedi yine...

21 Ağustos 2011 Pazar

Bir Misafirliğe







Bir misafirliğe gitsem,
Bana temiz yatak yapsalar;
Her şeyi, adımı bile unutup
Uyusam...







demiş ya Melih Cevdet Anday...
Ben de o misafirliğe  ; anlama,farketme ve hissetme melekelerimi bir deliğe tıkıp üstünü de kalın bir gazete topağıyla sıkıştırarak gitme hayalimleyim hala...
Sadece bir güncük işimi görür-sanki ingiliz anahtarı;işimi görür ne demekse-.


Yirmi dört saatlik zaman dilimi boyunca tertemiz bir zihinle uyumak mümkün müdür?
Zihnin kapağını açıp arada kontrol edecek biri olmalı tabi bu arada.Önemi büyük.
Kapağı açıp 'hoşgeldin ' dediğinde ;
daha önce hiç duymadığım ,kirlenmemiş 'hoşgeldin'le bu kez gülerek basmak toprağa.
Cioran ın 'Kelimeler merhametlidir,narin gerçeklikleri bizi kandırır ve teselli eder' cümlesini duymamışken henüz, karşılamak bütün harfleri ;coşkuyla tek tek...
Sesli,sessiz ayırmadan.
'Kederlerin yerini fikirler alır' diyen Proust a inat kederle kaderi yanyana getirmemek.
Kaderle kabul u aynı anda fısıldayan bu sese kulak vermek.
Önyargı kelimesiyle hiç tanışmamak.
Bir kısmı saf mantık diğer kısmı saf derinlik olan ruhumun ortalamasını tutturabilmek.
Ortalama olmak.
Ortama uymak.
Ama illa ki uyumak o temiz yatakta...

Yalan Dünya

Majid Majidi nin Serçelerin Şarkısı filmini yüzlerce kez ilk defa seyrediyormuş gibi izleyebilirim
-Türkçe dublaj yapılamaması şartıyla-.
Az önce Trt1 de yayınlandı.Kendimi  tutamayıp izledim yine.
Muhammed Emir Naci inin sesini sadece şarkı söylerken duyabildim.Ama o bile yeterli geldi.Yine de Naci nin  sesini duymadan izlenmemesi gereken bir film.Özellikle Nergis deyişini...


18 Ağustos 2011 Perşembe

Marmoulak

'Dünyadaki ruhlar kadar Tanrıya giden yol vardır'
Bab Aziz le zihnimin en derinine kurulmuştu.
Yerini sağlamlaştırmış oldu Marmoulak-kertenkele-Rıza yla...
Abdest almayı dahi bilmeyen biri için hocalık ;hapishaneden kurtulmanın tek çaresi olunca seyri bu kadar keyifli olur ancak.

Pulp Fiction dan alıntılar;uzaydaki bayan-erkek astronotların gusül durumları ,korku filmi namazı...
Elinde not defteriyle durmadan sorular soran Mücahid .
-Bu konuda alimler ihtilafa düşseler de...
diye başlayan açıklamalar...hırsız-hoca  Kertenkele Rıza'dan
Ama illa ki ' insan sayısı kadar Allah a giden yol vardır...' cevabı.
Kaçmaya çalıştıkça başına bela olan bir cevap üstelik...
Samimiyetinin ölçüsünü ve gülmenin dozunu veremeyeceğim bir film..



'E haydi bakalım 'demese de
Haydi bakalım yine de...


10 Ağustos 2011 Çarşamba

'Bir Romancının işi yalan söylemektir'

 Karanlığın sol eli kitabınının önsözünde, bir romancının işini böyle tanımlıyor Ursula K. Le Guin.
Ben onun yalancısıyım.Zira çok iyi bir yalancı.



Mülksüzlerle başladığım Ursula serüvenim hız kesse de sürekliliğini  muhafaza etmekte.
Biz, Cesur Yeni Dünya,1984 ten sonra devam ettiğim ütopik seriyi Mülksüzlerle sürdürmem  William Tell gibi hissettirmişti bir vakitler;
tam isabet!

İtiraf edeyim ;sayıların büyüsüyle  olacak ; Biz başucu kitabım olarak düşündüğüm yeganemdir.
Amma velakin Mülksüzlerde- bütün bu erkek romanların aksine- kurtarıcı ya da kurucu diyebileceğim Odo kadındır.
Bu kafatutuşuyla yazara bağlanışım aynı büyüklüğe tekabul etmektedir.
Evet muhtemel bir sonuçtur..
Ne de olsa erkek meslektaşlarının  yaptığını yapmıştır o da. Yine de Big Brother la yanyanadır Odo.
Bu sebeple yeterli seratonindir benim için.

Cinsiyete takılmamak gerek aslında.
Karanlığın sol elinde yaptığı gibi Guin in.
Cinsiyetsiz bir toplum yaratmış.Pek bir güzel olmuş.
Yaşadıkları Kış'ta 'Ödip mitosu yok' mesela.
Ya da Kadınlara özgü tavır almalar,sebepsiz kızmalar;erkeklerin gereksiz büyüklenmeleri de.
Öylesine geniş bir dünyada birliğin sağlanması için gelen Ai nin ve bu mücadelede sürgün edilen Estravan ın; iştahıma yenik düşüp sonunu hemen gördüğüm yolculuğu...
Tadı damakta kalmak deyimi için uygun bir kullanım sahasıydı.

Devam Cemil Kavukçuyla...

E haydi bakalım dedi  biri...

18 Temmuz 2011 Pazartesi

YÜZÜN


Eskimiş bir konsolun
Çatlak aynasında durmadan,
Bir buluttur mehtabı inatla kovalayan.
Bir hüznü yansıtan alnının ortasında,
Yüzün müdür acaba yolumu dolaştıran?
Acının bu solgun haritasında,
Kendime yeni duraklar bulduğum.
Ulaştığım ıssız dağ doruklarında
Yüzün müdür hep sorular sorduğum,
Bakışının titrek aydınlığında?


Aslında ne bulunur bir gezginin yanında
Kendi yüzünden başka,
Hüzünle bileyen direncini.
Bir suyun ürpermiş aynasında
Apansız gözgöze geldiğim.
Ayakları ayaklarıma bitişik
Kımıltısız bir gövdeyle rüzgârın sildiği.
Bir bulup bir kaybettiğim
Yani bir gezginin hep gittiği,
Senin yüzün benim yüzüm değil mi?


Benim için yazıldığını düşünerek mutlu olduğum Metin Altıok şiiri...
Düşlemek faydalıdır-nadiren-...

15 Temmuz 2011 Cuma

Aramakmış Oysa...

Yine oldu.Aramak ve bulmak eylemleri arasındaki  mesafe kısacık kaldı.
Oysa en sevdiğim zaman dilimidir kapabildiğim elinden.

Kafamızın hemen üstünde kocaman bir konuşma baloncuğuyla yürüdüğümü/zü hayal ederim ,hep.
Benim balon,aradığım ;bulmak  için ciddi mücadeleler verdiğim ama bir yandan da istenilen buluşma gerçekleşmesin  diye dua ettiğim bir sürü kitap, film ve saire ile doludur...

Kendimi arama kısmını metne dahil etmiyorum bile.Bir ben var benden içeru diyerek olayın ciddiyetine gölge düşürmeyeceğim,çoktan konuşlandık köşebaşlarına.Geçirmezük!

Yine internet denen aziz varlığın peşinden ordan oraya koşarken değdiğim filmi ,devamlı müşterisi olduğum  cd kiralama dükkanında sorup ;'hayır bizde yok' yanıtını alınca durmadım,durur muyum.Daha bir şevkle sarıldım arama işine.Nerden bilirdim onların bile varlığından habersiz olduğu filmi saniyeler sonra bulacağımı.Buruk bir ifadeyle 'varmış 'deyince ben  yanlış anlaşıldım üstelik.
Bin kez açıklama yapıldı ;farkında olmadıklarına,sistemlerine  kayıtlı olmadığına dair.
Olayı büyütme niyetimle kaldım ortada ;mahsun mahsun.

Neyse ki olay tatlıya bağlandı.Zira film de müzikleri de yeterince doyurdu.Unuttum gitti.
'Aramakmış oysa sevmek' dizelerine de kulak vererek ...
E haydi bakalım o zaman ,sıradaki gelsin...

12 Temmuz 2011 Salı

VİK MUNİZ

      Bazı dönemler internet yokmuş gibi davranmayı severim.Televizyonda gördüğüm ve aslında kolayca ulaşabileceğim izlenceler için alarm dahi kurarım.Mücadele hissiyatımı kaybetmeme adına mıdır?Geçmişe özlem midir?Saplantı mıdır?Karar veremiyorum.Ama güzel bir duygudur.Sık sık da olmaz.

Ntv de görüp izlemeliyim dediğim 'Waste land '  için de aynı olaylar zinciri gerçekleşti.İyi de oldu.Bu sayede gerçek sanatçı deme hakkım olmasa da gerçek insan diyebileceğim Vik Muniz i tanımış oldum.
Brezilya da doğan  heykeltraşlık da yapmış bu fotoğraf insanı bugün New York ta ve dünyaca tanınan bir sanatçı.



Kendi anlatışıyla şu an olduğu yerde bulunma  sebebi komik.
Ödül aldığı bir tören sonrası kavgaya müdahil olup ayırmaya çalışıyor.
Tam mekanı terkederken vuruluyor bacağından.
Tazminat olarak aldığı parayla da ver eline Amerika.
Toz,şeker ve dahi çöp materyallerini kullanarak -ne kullandığı bilinmese anlaşılmayacak ustalıkla- resimler yapıp fotoğraflıyor.
Waste Land de çöpte çalışan insanları aslında kurtulmak istedikleri o alanın içinde başucu resmi yapacakları güzellikte fotoğraflıyor.
Üstelik açık artırmada kazandığı parayı da bu insanlara bağışlıyor.

      

- 'Birilerine yardım etmeye karar verdiğimde bunun büyük bir kibir olduuğnu düşündüm.Ben kimim ki onlara yardım edeyim
.Olsa olsa kendime yardım ediyorum dur'
cümlesini ağzından çıkar çıkmaz belleğime kazıyarak bir müddet ''insanlık adına
umutsuzluğuma''törpü olarak kullanma niyetindeyim.


E haydi bakalım dedi biri...

20 Haziran 2011 Pazartesi

Babam ve zevksizliğim üzerine ağıt...

Malumunuz babalar günüydü pazar günü.
Ben de pek bir heves ve istekle'' babacığıma'' güzel bir gömlek almış bulundum.
Babalar gününde de en şirin ve sevimli halimi takınarak sundum kendilerine.
Hayret ettim; alışkın olduğum  burun kıvırma pek uzun boylu olmadı -şimdiye kadar babama almış olduğum hiçbir hediyeyi beğendirememiş olsam da umudumu koruyorum-.
Aksilik;beden tutmadı bu defa.
Anında gittim mağazaya.Değişim olmuyormuş,pazartesi gelinecekmiş.
Ertesi gün,yani bugün mağazadaydım .
Uygun bedende aranılan gömlek kalmayınca diğer seçeneklere yöneldim.
Çoğunluk tarafından zevkli bulunan 'ben' güzel bir gömlek seçiverdim yine.
Ve heyhat gömlek babamın elinde, ezilip büzülmeme fırsat verecek kadar bile kalmadı.
Çünkü azarlandım.Tam olarak anlayamadım birkaç saniye.
Hakikaten kibarlığı ve anlayışlılığıyla tanıdığımız ,övündüğümüz babam tarafından gömlek zevksizliğim yüzünden cidi ciddi azarlandım.
Gülmekle ağlamak arasında gidip geldim.
Güldüm,güldüm ve hala gülüyorum.Kim,birini hediyesini beğenmediği için azarlar ki.
Bugünü,yani babalar gününü artık kendimi çok zorlamadan kutlama niyetindeyim.
Neden aklıma gelmedi bilmiyorum.
Zira ,pil yenilemek kafi derecede yorucu olabilir...